Bu gece Berat kandilidir
Sual: Berat gecesi ne zamandır, önemi nedir? CEVAP: Berat gecesi, Şaban ayının 15. gecesidir ki, bu yıl cumayı cumartesiye bağlayan gece, yani bu gecedir. Berat gecesinin günü, 16 Temmuzdur. Oruç tutmak isteyen yarın yani cumartesi günü, pazarla veya cuma ile birlikte tutmalı. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
Şaban öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda
ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçluyken arz
edilmesini isterim.
Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.
Şaban ayında üç gün oruç tutana, Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.
Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban Bayramı gecesi.
Allahü
teâlâ, Şaban ayının 15. gecesinde rahmetiyle tecelli ederek, kendisine
şirk koşan ve Müslüman kardeşine kin güdenler hariç herkesi affeder.
İbni Mace]
Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla
geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim.
Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet
vereyim. Ne isteyen varsa istesin, vereyim.” Bu hâl, sabaha kadar devam
eder. [İbni Mace]
Âişe validemiz buyuruyor ki: Resulullah’ın,
hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şaban
ayının tamamını oruçla geçirirdi. (Buhari)
Bu geceyi ganimet
bilmeli, tevbe istiğfar etmeli, kaza namazı kılmalı, Kur’an-ı kerim
okumalı, bilhassa ilim öğrenmelidir. En kıymetli ilim, doğru yazılan
ilmihal bilgileridir.
Peygamber efendimiz Berat gecesinde,
(Allahümmerzuknâ kalben takıyyen mineşşirki beriyyen lâ kâfiren ve
şakiyyen) duasını çok okurdu.
Hazret-i Âişe validemiz, (Ya
Resulallah, Allahü teâlâ seni günah işlemekten muhafaza buyurduğu halde,
neden Berat gecesinde çok ibadet ettin?) diye sordu. Peygamber
efendimiz buyurdu ki:
Şükredici kul olmayayım mı? Bu yıl içinde
doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin
isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip
olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur.
Ramazan Ayvallı'nın yazısı
Günahlardan arınma ve temize çıkma gecesi...
2
Temmuzda idrâk ettiğimiz Şa’bân ayının bugün 14. günüdür. Bilindiği
gibi, bu ayın 14. gününü 15. gününe bağlayan gece, mübârek “Berât
Kandili”dir. Aslı “Berâet” olan ve Türkçe’ye “Berât” olarak giren bu
kelimenin sözlük anlamı, “Borçtan, hastalıktan, suç ve cezâdan
kurtulmak” ise de, bu terim, dînî literatürümüzde: “İlâhî afv ve rahmete
nâil olmak, günâhlardan arınmak, temize çıkmak” ma’nâlarına
gelmektedir.
Yüce Allah, bu gece [Berât Gecesinde], ezelî ilminde
mevcût olan sırların bir yıllık bölümünü, bazı meleklerine bildirir.
Bilindiği üzere Cenâb-ı Hak, ezelde hiçbir şeyi yaratmadan önce herşeyi
takdîr etmiş, dilemiştir. Bunlardan bir yıl içinde olacak (doğumlar,
vefâtlar, terfî’ler, tenzîller, ameller, ömürler, ölüm sebepleri,
rızıklar ... gibi) her şeyi, Şa’bân ayının onbeşinci (Berât) gecesinde
meleklere bildirir. Bu konu, Duhân sûresinin 1-6.
âyet-i kerîmelerinde bildirilmektedir.
Tefsîrlerde
bildirildiği gibi, Kur’ân-ı kerîmin iki türlü inişi vardır: Birincisi
Levh-i mahfûza inişi (Berât gecesinde), diğeri de semâ-i dünyâya ve
oradan Peygamber Efendimize inişi (Kadir gecesinde).
MÜBÂREK BERÂT GECESİNİN ÖNEMİ
Sevgili Peygamberimiz, bir hadîs-i şerîfinde buyurdu ki:
“Şu
beş gecede yapılan duâ reddolmaz, geri çevrilmez. Regâib gecesi,
Şa’bânın 15. [ya’nî Berât] gecesi, Cum’a gecesi, Ramazân bayramı gecesi
ve Kurbân bayramı gecesi.) [İbn-i Asâkir]
Diğer iki hadîs-i şerîfte ise, 4’er gece zikredilmektedir:
“Rahmet
kapıları dört gecede açılır. O gecelerde yapılan duâ reddolmaz. Fıtr
(Ramazân) ve Kurbân bayramlarının birinci geceleri, Berât ve Arefe
geceleri.” [İsfehânî]
“Allah şu dört geceyi hayırla süsler. Ramazân
bayramı gecesi, Kurbân bayramı gecesi, Arefe gecesi, Şa’bânın
ortasındaki [Berât] gecesi ki, onda eceller, rızıklar yazılır.”
[Deylemî] Görüldüğü gibi, her üç hadîste de “Berât Gecesi”
zikredilmektedir.
“Şa’bânın 15. gecesini ibâdetle, gündüzünü de
oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: ‘Af isteyen yok mu,
affedeyim. Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim. Dertli yok mu, sıhhat,
âfiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim.’ Bu hâl, sabaha kadar
devâm eder.” [İbn-i Mâce]
“Cebrâîl aleyhisselâm gelip, ‘Kalk, namaz
kıl ve duâ et. Bu gece, Şa’bânın 15. gecesidir’ dedi. Bu geceyi ihyâ
edenleri Allahü teâlâ affeder. Yalnız, müşrik, büyücü, falcı, cimri,
kinci, müşâhin [ya’nî bid’at ehli], içkici, fâizci ve zânîyi affetmez.”
[Taberânî]
“Sâlih akrabâyı terk eden, ana-babaya âsî olan da bu gece affa kavuşamaz.” (Beyhekî).
[Ehl-i
sünnet i’tikâdına göre, günâh işleyen kâfir olmaz. Îmânı düzgün ise,
günâhlarının cezâsını çektikten sonra Cennete girer. Sevâpları
günâhlarından daha çok ise, Cehenneme girmeden de Cennete gider. Bu
günâhlardan tevbe edenler de affedilirler.]
“Dört gecenin gündüzü de
gecesi gibi fazîletlidir. Allah, o günlerde duâ edenin isteğini geri
çevirmez, onları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsâna nâil
olurlar. Bunlar: Kadir gecesi, Arefe gecesi, Berât gecesi, Cum’a gecesi
ve günleri” [Deylemî]
Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Berât
gecesinde çok ibâdet ve duâ ederdi. “Allahümmerzuknâ kalben takıyyen
mineş-şirki beriyyen lâ kâfiren ve şakıyyen” duâsını da çok okurdu. (R.
Nâsıhîn)
Hazret-i Âişe vâlidemiz, “Yâ Resûlallah, Allahü teâlâ, seni
günâh işlemekten muhâfaza buyurduğu hâlde, neden Berât gecesinde çok
ibâdet ettin?” diye sordu. Peygamber Efendimiz ona cevâben buyurdu ki:
“Ben,
şükredici bir kul olmayayım mı? Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu
gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel
deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertîp olunur. Bu gece herkesin
amelleri Allahü teâlâya arz olunur.”
Ekrem Buğra Ekinci'nin yazısı
Hadîs-i şerîfler nasıl yazılı hâle getirildi?
Hadislerin toplanması çığırını açan büyük âlim Emevi halifesi Ömer bin Abdülaziz’in Suriye’deki kabri.
Kur’an-ı
kerîm âyetleri nâzil oldukça, vahy kâtipleri bunları Hazret-i
Peygamber’in emriyle kâğıt, kumaş, hurma dalı, kemik gibi ne bulurlarsa
yazarlardı. Eshâb-ı kirâm önceleri Hazret-i Peygamber’den işittikleri
hadîsleri de yazmaya teşebbüs etti. Fakat Hazret-i Peygamber Kur’an ile
karıştırılır endişesiyle buna mâni oldu. Nitekim Tevrat ve İncil de bu
şekilde insan eliyle tahrife uğramıştı. O zaman sahâbilerin çoğu
okuma-yazma bilmezdi. Hadîslerin yanlış yazılma ihtimali vardı. Kaldı ki
sözlü kültür, her zaman yazılı kültürden daha sağlamdır.
Hazret-i
Peygamber’in, Hudeybiye Anlaşması’nı imzalamak dışında hayatında yazı
yazdığı bilinmemektedir. Bununla beraber gerek diplomatik mektuplar,
gerekse idarî talimatlar yazdırırdı. Zeyd bin Sâbit’ten Süryânîce
öğrenmesini istedi; o da 15 günde bu lisanda yazmasını öğrendi. Hazret-i
Peygamber’in mektuplarını yaz
Sağ elini yardıma çağır!
ar, gelen mektupları da ona okurdu.
Bir
gün Hazret-i Peygamber, içinde kısas cezasının esaslarının bulunduğu
bir hutbe okudu. “Ya Resulallah, bunu bana yazıverin” diyen Ebû Şah
adındaki sahabinin talebi üzerine “Ebu Şah için yazınız” buyurdu. Ayrıca
her vâliye vergi miktarları hakkında yazdırdığı yazıdan bir nüsha
verirdi. Hazret-i Ebû Bekr ve Ömer de böyle yapmıştır.
Mekke’nin
fethinden sonra, hadîsler çoğalıp ezberlemesi güçleşince, Hazret-i
Peygamber, bunların yazılmasına izin verdi. Abdullah bin Amr bin
el-Âs’a, parmağı ile ağzına işaret ederek: “Yaz! Yemin ederim ki ondan
haktan başka bir şey çıkmaz!” buyurdu. Ebû Hüreyre der ki: “Ensardan bir
zat Resulullah aleyhisselâma hâfızasından şikâyet etti. Resulullah ona
şu cevabı verdi: ‘Sağ elini yardıma çağır!’ ve eliyle yazma işareti
yaptı.”
Üç kumaya razıyım!
Emevî Halîfesi
Ömer bin Abdülaziz, tâbiînin ileri gelenlerinden Kâsım bin Muhammed’i,
halası Hazreti Âişe’ye ait ne kadar hadîs ve başka rivâyet biliyorsa,
hepsini toplamakla vazifelendirdi. Bir keresinde de Medine Vâlisi Ebû
Bekr bin Muhammed bin Amr bin Hazm‘a mektup yazarak: “Resulullah
efendimizin hadîslerini, sünnetlerini, halan Amre binti Abdurrahman
el-Ensârî’nin ve Kâsım bin Muhammed’in rivâyetlerini araştır ve yaz!
Zira ben, ilmin yok olup, âlimlerin de tükenmesinden korkuyorum”
buyurdu.
Her ikisi de Hazreti Âişe’nin talebesi ve onun rivâyet ettiği
hadîsleri en iyi bilenlerdi. Halife, diğer vâlilere de benzeri
tâlimatlar yazdı. Şam âlimi Zührî‘ye bu hadîsleri tasnif vazifesi verdi.
Zührî o kadar sıkı çalışırdı ki, hanımı “Üzerime üç tane daha kuma
getirmesine razıyım. Hiç değilse bilirim ki bir gün benimledir” derdi.
İmam Zührî’nin ömrü işi bitirmeye yetmedi, ama sonra gelenler açtığı
çığırda devam ettiler. Daha Hazreti Peygamber’in vefatından yüz sene
geçmeden büyük hadîs kitapları meydana getirdiler. Bunlardan Kütüb-i
Sitte diye bilinen 6 tanesi çok meşhurdur. Buhari ve Müslim
bunlardandır.
Halkalı sandıktaki “fetih” müjdesi
Hazret-i
Ebû Bekr vefat ettiğinde, geride içinde 500 hadîs bulunan bir mecmua
bırakmıştı. Abdullah bin Ömer de azatlı talebesi Nâfi‘ye hadîs
yazdırırdı. Hazret-i Ali, işittiği hadîsleri yazdığı bir sahifeyi,
kılıcının kınında saklardı. Bunlar, İmam Hanbel’in Müsned’inde vardır.
En çok hadîs yazan sahâbi Abdullah bin Amr bin el-Âs’ın “Kostantiniyye
bir gün mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne iyi
kumandandır. Onun askeri ne iyi askerdir” hadîsinin bulunduğu es-Sâdıka
adlı sahîfesi de buradadır. Kendisine Kostantiniyye (İstanbul) ve Rûmiye
(Roma) şehirlerinden hangisinin daha evvel fetholunacağı sorulunca,
halkalı bir sandık getirip, içinden bir kâğıt çıkararak şöyle demiştir:
“Biz Resulullah aleyhisselâmın etrafında toplanmış yazıyorduk. Kendisine
bu sual soruldu. O da İstanbul’u kastederek ‘Hiraklın şehri önce
fetholunacaktır’ buyurdu.”
Berâ bin Âzib‘i dinlemeye gelenler, işittikleri hadîsleri
bulabildikleri her yere, hatta avuçlarına yazarlardı. Enes bin Mâlik,
rivâyet ettiği hadîsleri oğluna yazdırmıştı. Mugîre bin Şu’be, rivâyet
ettiği hadîsleri, Halîfe Muâviye’nin arzusu üzerine yazıp kendisine
vermişti. Said bin Cübeyr, gece gündüz İbni Abbas ile beraber gezip,
işittiklerini yazardı. Urve bin Zübeyr, bizzat veya teyzesi Hazreti
Âişe’den işittiklerini yazmıştı. Ayrıca Hazret-i Ömer, Sa’d bin Ubâde,
Abdullah ibn Ebi Evfâ, Semüre bin Cündeb işittikleri hadîsleri yazmış;
Âişe, Berâ bin Âzib, Ebû Hüreyre, İbn Ömer, İbn Abbâs, İbn Mes’ud,
Mugîre bin Şu’be, Zeyd bin Sâbit hadîs yazdırmıştır. Sahâbe içinde hadîs
mecmuasına sahip olanı az değildir. Bunlar hadîs kitaplarına
alınmıştır.
M.SAİD ARVAS'ın yazısı
“Berât gecesini ihya ediniz!..”
İnsanların
ömrü eskiden çok uzun olurdu. Nuh aleyhisselamın 950 sene peygamberlik
yaptığı âyet-i kerime ile sabittir. Şit aleyhisselam 500 sene çadırda
yaşamış, demişler ki: “Böyle rahatsız oluyorsunuz size bir ev yapalım.”
Demiş ki: “Ömrümüzün yarısı geçti, şurada kaldı bir 500 senemiz, onu da
burada geçiririz...”
Ona demişler ki: “Âhir zamanda insanların
ortalama ömrü 60 sene olacak, buna rağmen köşkler, villalar, saraylar
inşa edecekler...”
Mübarek zat buna çok hayret etmiş ve demiş ki: “Benim ömrüm 60 sene olsa, onu da bir secdede geçirirdim...”
Diğer
ümmetlerin ömürlerinin uzunluğu, bizim ömrümüzün de kısalığı sevgili
peygamberimizi çok üzdü. Uzun yaşamaları ile daha çok ibadet etmiş
olmaları ve sevapta bizi geçeceklerini düşünüyordu.
Rabbimiz, habibini üzmek istemedi, bizlere öyle mübarek gün ve geceler ihsan buyurdu ki bir ömre bedel...
Mesela,
Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Bu Kur’an-ı kerimde açıkça
beyan edilmiştir. Bin ay, 80 küsur seneye tekabül ediyor. Bir mümin 10
Kadir Gecesini ihya edebilse 800 seneden fazla ibadet etmiş olmanın
sevabını kazanır. Diğer ümmetlere bu nimet verilmemiştir.
SENE İÇİNDE OLACAKLAR...
Berât
Kandili gecesi de mübarek gecelerdendir. Bu sene, 15 Temmuzu 16’ya
bağlayan cuma Berât Kandili gecesidir... Bu gece, bir sene içinde
olacak işlerin, rızıkların, ecellerin, hastalıkların, zelzele ve buna
benzer meydana gelecek şeylerin, listesi yetkili meleklere teslim
edilir, onlar da günü gününe emir olunanları yerine getirirler.
Kur’an-ı
kerim de bu gece, Levh-i mahfuzdan bir bütün olarak dünya semasına
indirilmiş, daha sonra 23 sene zarfında muhtelif yerlerde ve zamanlarda
peygamberimize nazil olmuştur...
Berât Gecesine peygamberimiz çok değer verir ve ibadet ederlerdi.
Hazreti Aişe validemiz anlatıyor:
“Bir gece peygamberimiz yatağından kalktı, abdest aldı, namaza durdu. Uzunca bir namaz kıldı secdede o kadar çok kaldı ki, ben vefat etmiş olabileceğini düşündüm! Elimi mübarek ayağına dokundurdum, hareket ettiklerini görünce sevindim. Namaz bitince sordum: Ne kadar çok secdede kaldınız? Hayatınızdan endişe etmeye başlamıştım. Hayırdır, hiç sizi böyle görmemiştim, dedim. Buyurdu ki: Ya Aişe! Bu gecenin hangi gece olduğunu biliyor musun? Bu gece şaban ayının 15. gecesi olan Berât Kandili gecesidir. Bu gece, ameller Yüce Rabbimize arz olunur. Gelecek sene içinde kimin rızkının ne kadar olduğunu açıklayan liste Mikail aleyhisselama verilir. Öleceklerin listesi Azrail aleyhisselama teslim edilir...”
Berât Gecesine kadar sağ kalırsak, geçen senedeki listede adımız yoktu demektir. Gelecek sene veya daha sonraki senelerde yazılacak listede mutlaka bizim adımız da yazılacaktır.
Her an ölüme hazır olmalıyız. Fırsat elimizde iken, böyle manevi ticareti kaçırmayalım. Bu fırsatlar bir daha ele geçmeyebilir. Bir daha Berât Kandili gelir ama biz görmeyebiliriz. Nitekim, geçen kandilde beraber olduklarımızdan bazıları bu sene aramızda değiller.
DARGINLAR BARIŞMALI...
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: “Berât Kandili gecesini ihya ediniz, bir sonraki günü de oruçlu geçiriniz.”
Bu gece güneş battıktan sonra Rabbimiz rahmeti ile dünya semasına nüzul eder ve buyurur ki: “Mağfiret isteyen yok mu? Onu affedeyim, rızık isteyen yok mu? Onu rızıklandırayım. Hasta olan veya bir belaya uğrayan yok mu? Ona şifa ve afiyet vereyim. Şunu isteyen yok mu?.. Bunu isteyen yok mu?.. Kullarımın dilediklerini vereyim...” Bu ilahi nida fecre kadar devam eder. Ona açılan eller (hele böyle gecelerde) boş dönmez. Çok tövbe edelim, dua edelim... Dargınlar barışmalı, büyüklerimizin ve sevdiklerimizin kandillerini tebrik etmeliyiz ve dualarını almalıyız.
İnşaallah, idrak edeceğimiz Berât Gecesinin, hepimize ve İslam âlemine hayırlara vesile olmasını temenni ederim...