Yeterli güvenlik ürünü barındırmayan işletmeleri hedef alan siber korsanlar, Ransomware adı verilen şantaj teknikleri ile maddi çıkar elde etmeye çalışıyorlar.
Ransomware Gpcode 1024 bit, kurbanın bilgi işlem sistemlerine yüklenen bir kötü niyetli yazılım aracılığı ile çalışıyor. Çoğu zaman bir “truva atı” olan bu araç, siber korsan ile sistemler arasında bir köprü görevi görüyor.
Kötü senaryo da bundan sonra başlıyor; ilk olarak kurumun bilgileri Gpcode ile 1024 bit formatında şifreleniyor. Ardından siber korsanlar kurbanlarının bilgisayarlarında yeni bir not defteri dosyası oluşturarak fidye istiyorlar: “XXX Dolar ödemezseniz bilgilerinize bir daha ulaşamazsınız. Havaleyi yapın ve bilgilerinize ulaşın”. Bazı kurbanlar masaüstü arka planının bu not ile değiştirildiğini de söylüyor…
Bu saldırıya uğrayan kurumların işi bir hayli zor. Saldırganların istediği para ödenmezse bu bilgilere ulaşmak için çok zaman harcamak gerekir ve bu işlemin başarısı garanti değildir. Öte yandan saldırganın istediği para ödense bile bu da garanti bir çözüm değil. Fiyat saldırgan tarafından artırılabilir. Bazı acemi saldırganlar ise parayı aldıktan sonra şifrelemeyi çözmek istiyor ancak bunu beceremiyor. Bu durumda da her şekilde kurban konumundaki kurum kayıplar yaşıyor.
Her durumda kuruma büyük kayıplar yaşatabilecek olan Ransomware Gpcode 1024 bit’e karşı önlem almamak çok riskli ve son derece yanlış. Bu tehlikeli ve ciddi maddi kayıplara yol açan saldırıya uğramamak için kurumların güvenilir bir antivirüs yazılımı ve buna ilaveten kurumun büyüklüğü ve sahip olduğu bilgilerin önemine göre güvenlik duvarı (Firewall), IDS/IPS saldırı tespit ve önleme sistemleri, NAC erişim kontrol (AccessControl) sistemleri gibi donanım ve yazılımlar edinip, sık sık zafiyet testleri yaptırmaları gerekiyor.
Diyelim ki tüm bunları yapmadınız veya yaptığınız halde donanım ve yazılımlar düzgün kurulmadıkları için yine de bu saldırıya uğradınız. İşte o zaman yapmanız gereken şeyi ise Bilgi Üniversitesi Bilişim Hukuku Öğretim Görevlisi ve Helyum Bilişim Genel Müdürü olan Murat Göçe şu şekilde anlatıyor:
“Eğer saldırıların ilk saniyelerini anladıysanız, yani ekranda notu gördükten çok kısa süre sonra farkına vardıysanız sistemi hemen kapatın. Bu sayede birçok dosyanızı kurtarabilirsiniz. Eğer ki süre geçmiş ise asla sistemde değişiklik yapmayın, hele ki bilgisayarın yeniden başlatılmasını gerektiren hiçbir değişikliği uygulamayın. Aksi halde saldırgan istese de size kurtaramayabilir; sadece sisteminizi kapatın”.
Göçe’nin detaylandırdığı bu anı yaşarsanız, bilin ki sistemleriniz iyi korunmuyor. Günümüz iş dünyasında size en büyük avantajı veri sağlayabilir ve eğer onu korumazsanız onu iyi kullanabilmeniz de mümkün olamaz. O nedenle Trend Micro gibi kendini kanıtlamış güvenlik yazılımlarına sahip olmalı ve sık sık bu yazılımları güncellemelisiniz. Unutmayın, her gün yüzlerce yeni saldırı çeşiti ve zararlı yazılım türüyor ve hepsinin tek bir amacı var; size ve kurumunuza zarar vermek!
Kabus geri döndü!
Anadoluda bulunan küçük işletmelerin başı Ransomware ile büyük belada.
Bu haberi beğendiniz mi?
Yorumlar (1)
Maksut AKINCI · 3 Temmuz 2012, 06:40
SON ARZU ÜÇ: BİR KEREDE BEN ISIRABİLİR MİYİM STEVE JOBS? Hukukçu, kapitalist, dinci, velev ki Müslüman, feminist, kominist, ve dahi anarşist, kim varsa hepsine son arzumu iyice anlatmalıyım! İkna etmeliyim. Şu halde herkes biraz sabırlı olsun değil mi efendim. -'Steve Jobs ölmüştür, ölüden bir şey istenir mi?' -Hz. Mevlana 'Evlat sen şimdi kendi lahit'in de, kabrin desin, ölünce uyanacaksın' buyurur! Hele bir başka yerde 'Ne bileyim sağ mıyım ölümüyüm evlat?' deyişi vardır ki... Bari Türkçe söyleyeyim: Sayın okur, şimdi seninle benim yaşadığımız kesin midir ki? -'İstediğin ütopik (Olmayacak şey!) bir şeydir, infaza mani olmaya çalışıyorsun! Fıkra gibisin. Hani idam mahkumuna sormuşlar 'Son arzun nedir' o 'Kiraz yemek' demiş! 'Yahu şimdi mevsimi değildir' denince, mahkum 'Benim de acelem yok!' demiş.' -Milletimiz madenler arasında som altın gibidir! oxford'un henüz anlayamadığı konuyu bakarsın yaşlı bir köylü amcamız bir hikayeye sığdırır, şöyle bir hikaye duyarsın Anadolu da mesela: -'Ağaların toplandığı bir odaya ansızın Azrail hışım gibi girer ve 'Şimdi bu oda içerinde iki kişinin canını almam lazım.' der! Oda içindeki herkes bir anda ümmi bedevi Maksut AKINCI'ya gözlerini diker! O Mübarek de ''Tamam biri benim orayı anladık da ikincisi kim?'' diye sorar?.??? *** Hikayelerden girdik madem, hızımız kesilmeden bir hikaye daha anlatalım: 'Dünya' diye bir yer varmış, masal buya orada da Steve Jobs (s.j) adında biri yaşarmış. Bir gün bu s.j. ısırılmış elma logosuyla bir iş kurmaya karar vermiş! Derken 'Yürü ya kulum' olmuş... (Arkadaşlar kimse 'neden senin bağ-kur maaşın bağlanmıyor, neden 35 yıldır üç kuruşluk yetim hakkını elde edemedin?' gibi yaklaşımlarla -Öküz altında buzağı arama-sın! Alt tarafı şurada bir masal anlatacağız yahu.) Derken bu s.j bir gün ölmesin mi? Dahası o 'Yürü ya kulum' dan gelen serveti de alıp öbür dünyaya götürmemiş?.??? Ama bu 'Yürü ya kulum'un sırlarını alıp götürmüş öbür tarafa iyimi? Şimdi diyeceksiniz ki: ''Sayın AKINCI böyle abuk masal mı olur?'' Valla bence de olmaz! Zaten bu masal işini hiç sevmedim, iyisi mi ansızın burada 'MASAL'a 'SON!' diyelim. SON! (Güvercin lisanı konuşanlar da mahrum kalmasın:) The end! *** Mahmut yıldırım yaşıyor mu? öcalan nerede? Mahmut yıldırım yaşıyorsa devlet bunu bilmiyor mu? Tamam da öcalan nerede? Turgut Özal'ın bir şişecik kanını hemşire kızımız kasten mi dökmüştü, şeytan kuluna mı vurmuştu? İyi de öcalan nerede? Şu Muhsin Yazıcıoğlu helikopterinin parçalarını söken 'Keçi?'ler gök cisimleri teknolojilerinde dünyalılara kıyas la hangi noktadalar?... Yok yok, hikayeden vazgeçtik gerçeklere dönelim dedik diye sizi kırk bilinmeyenli denklemlerde boğacak değilim. Biz bildiğimiz, 'EN BİLDİĞİMİZ' konulardan adımlarımızı tartışlaya tartışlaya, 'Şerefliler de şerefsizler kadar cesur mu?' sorusu ile boy aynasının önüne kadar gidip, azrail arkadaşımıza teslim edilecek 'ikinci şahıs?'ı bulacağız! Nedir benim en iyi bildiğim konu mesela? Benim ile beraber 'Her kesimden basın kuruluşunun' bildiği? Mesela: Henüz akp icad edilmemiş!... 'ŞOK YAĞMURU!.!!!' başlıklı yazı ile ağzınıza bir parmak bal çalıp bırakmıştım ya... Benim bildiğim bir tek site yayınladı, onuda google insanlardan saklayacağım diye oral maymuna döndü!.??? Ha, işte o tarihlerde ''Bağımsız imralı cumhuriyeti devlet başkanı!'' olduğumu bahsi geçen basın ve elçiliklere ilan ettim! 'Yazgat havadis-Gazetevan-Bin haber' o tarihlerde var mı bilmiyorum! Fakat o tarihlerde tüsiad, cıa, mossad vesair kravatlı terör unsurları bu yazıları uzun uzadıya okuyup inceledik! Kimi: 'Devlet eli ile zehirleyelim bunu?' dediler, kimi 'Yurt dışına gönderelim' (demiş olmalı ki?) r.rauf tamer gibi 'estetik?' kalemler biraz da kendi lehlerine kullanabileceklerini düşünerek hafiften de olsa itiraz ettiler. (Hakan Fidan büyüyüp ağaç olursa bu meyvelerden bize bol bol dağıtacak değil mi hakancığım?) Hatta bir defasında hollanda başkonsolosluğunu arayıp, kendimi devlet başkanı olarak tanıttıktan sonra kendi ülkelerinde bir anket yapmaların